17 Haziran 2012 Pazar

Egosuz Efsane: Steve Nash'in Gençlik Yılları


Steve Nash, bir NBA efsanesi. Yaşayan bir efsane. Öyle bir efsane ki bu adam, etrafına 4 tane ağaç da dikseniz onları yeşertiyor. Etrafına kimi verirseniz verin, bir kademe yukarı taşıyor. Bunu yaparken de hiç zorlanmıyor, her şey onun için o kadar basit ki, izlerken "Bu kadar basit olması mümkün değil." diye düşünüyorsunuz. Bir basketbol dehası, sadece oyununa bakıyor. Onun dışında bir şeyle ilgilenmiyor. Tim Duncan mesela, o da aynen böyle ama Nash... Çok daha ayrı benim gözümde. Oynamasının yanında çok iyi oynatması da gözümde değerli olmasının en büyük nedeni.

Biraz yaşamına göz atalım istiyorum Nash'in. Tüm NBA çevrelerince sevilen ve sayılan bu adam bugünlere nasıl geldi öğrenmek gerek, öğretmek gerek. Örnek almak gerek, örnek aldırmak gerek. İçimizden bir çoğuna belki de basketbolu sevdirdi çünkü o. NBA kariyerini anlatmıyorum, çünkü onu hepimiz biliyoruz ve ulaşması da daha kolay. Ben biraz daha az bilginin olduğu ve daha bilinmeyen gençlik yıllarına değinmek istiyorum. Kemerleri bağlayın, zaman makinesine giriyoruz:

7 Şubat 1974. Güney Afrika'nın Johannesburg şehrindeyiz. O gün Stephen John Nash, daha yaygın bilinen adıyla Steve Nash dünyaya geliyor. Babası yarı-profesyonel bir futbolcu o günlerde. Nash henüz çok küçükken ailesi sorunlar yaşayan bu ülkeden ayrılmaya karar verip Kanada'ya taşınıyor. Kanada'da kışlar hepimizin bildiği gibi dondurucu, bu yüzden 2 yaşındaki Nash ile evde beyzbol oynuyorlar küçük çaplı. Tabi hayali gereçlerle. Zamanlarını böyle geçiriyorlar. Ama büyüdükçe Nash artık gerçek oyuncaklar istiyor.


Ailesi çocuklarının çok erken yaşta sporla ilgilenmesini sağlıyor, onları spora ısındırıyor. Baba John Nash o dönemleri şu sözüyle anlatıyor bizlere: "Onları erken yaşta heveslendirirdik, cesaretlendirirdik. Eşim ve bana göre sportif yeteneklerini geliştirmek insanlarla iyi iletişim kurabilmeleri için çok çok önemliydi. Böylece sokak köşelerinden de uzak kalacaklardı."

Annesi Jean Nash ise çocuklarına aşıladıkları bitmek tükenmek bilmeyen spor tutkusunun o zamanlara kadar dayandığını belirtiyor. O günleri de şu cümleleriyle aktarıyor: "Steve çok çok küçükken onla mağazalara giderdik. Ben ona lego vb oyuncaklar almak isterdim. Kendisine de 'Hadi bunu deneyelim, çok eğlenceli olacak.' derdim. O ise bana bakıp 'Olmaz.' derdi. Eğer bir raket, bir sopa, bir top veya o tarz sportif bir araç gereç almazsak hep aynı tepkiyi verirdi. Ona gidip çok ucuz da olsa bir top aldığımızda ise çok mutlu olurdu, tüm istediği sadece ve sadece buydu."

Bir gün baba John Nash'e Vancouver'dan bir iş teklifi geldi. Orası Regina bölgesinden çok daha iyi hava koşullarına sahipti tabi ki, aile de bu fırsatı geri tepmeyerek hemen bavullarını toplayıp yola koyuldu. Daha sonra oradan da taşınıp Victoria'ya yerleştiler. Çok uzağa gitmemişlerdi bu sefer.


Nash o zamanlar daha 5 yaşındaydı. Ailesi onu futbola yönlendirmişti, oynadı da. Hokeye de merak saldı, uzun yıllar satranç da oynadı. Fakat rakiplerini sürekli yenince küçük Nash o oyunu bırakmaya karar verdi, sırf yendiği bir rakibi ağladığı için. Babası o günü de şöyle anlatıyor: "Steve eve geldiğinde maçı kazanıp kazanmamış olmasını hiç önemsemiyordu. Yenip de ağlattığı rakibi için çok üzülmüştü. O çocuk ağladığından beri hiç satranç oynamadı. Çok duygusaldı. Demek istediğim, bu kadar yarışma hırsına sahip olup da bir o kadar da duygusal davranan birini bulmak pek güç."

Ailesi Nash'in her zaman daha çok çalıştığını, daha çok çalıştığını, daha da çok çalıştığını belirtiyor. Sürekli kendini geliştirmek için antremanlar yaptığını söylüyorlar. Daha küçücük yaşında bu kadar azim, gerçekten çok güzel bir olay. Bir keresinde topu ayağında tam 600 kereden fazla sektirdikten sonra yorgunluktan bitkin düşmüş bir şekilde buluyor küçük Nash'i babası. Başka bir gün ise yüzlerce serbest atış denemesi yaparken görüyor basket sahasında.

Bir gün Nash arkadaşlarıyla yeni bir oyun oynayıp eve geldiğinde annesine "Ben NBA'de oynamak istiyorum." diyor, annesi ise gülümsüyor ve onu cesaretlendiriyor, arkasında olduğunu söylüyor. Çünkü farkında, eğer isterse Steve, başaracak. "Hiç şüphem yoktu." diyor anne Nash, "Oynasın veya oynayamasın, oynamak için elinden gelen her şeyi yapacağını biliyordum. Çünkü istediği bir şeyi başarmak için her şeyi deniyordu."


O zamanlar Kanada'da basketbol ön planda değildi. Üstelik basketbol Kanada'da var olmuş bir spordu ve NBA tarihinin ilk maçı da yine burada, Toronto'da oynanmıştı. Ama o zamana kadar geçen 50 yıllık süreçte, o ilk maçtan sonraki yarım asırda sadece 12 Kanada doğumlu oyuncu NBA'de forma şansı bulabilmişti. Yani Kanada bir basketbol ülkesi değildi aslında, Steve de insanlara profesyonel bir basketbolcu olmak istediğini söylemiyordu bu yüzden. Gülünç duruma düşmek istemiyordu. Kız kardeşi o günler ile ilgili "Bana sürekli NBA'e gideceğini söylüyordu, ben de ne derse ona inanıyordum. Bu konular hakkında konuşmaya başladığında pek bir şey anlamıyordum açıkçası, daha çok küçüktüm. Ama bir süre sonra merak da etmeye başlamıştım. Sports Illustrated dergisinden ve onun NBA ile daha çok ilgilenmesinden sonra ise artık başaramayacağı hiç bir şey olmadığını düşünüyordum."

Yüksekokulda Steve'in futbol takımı eyalet şampiyonu olmuş ve kendisi de bölgenin en değerli oyuncusu ödülünü kazanmıştı. Futbolda ne kadar yetenekli olduğunu bilmeyenimiz yoktur. Fakat sürekli antremanlara katılınca, sınavları kaçırmaya başladı. Tabi dersleri de kaçırıyordu hep. Notları yavaş yavaş düşmeye başladı ve bu durum ailesini endişelendirdi. Özel bir okula kaydetmeye karar verdiler Steve'i.

Dönem orasında hemen okuldan alındı ve yeni okuluna geçti Steve, St. Michel Üniversitesi. Ama yıl ortasında nakil olduğu için de basketbol maçlarını oynayamadı o sene. "Basketbol oynamayı, basketbol çalışmayı, ve sürekli antreman yapmayı çok severdim. Ama sene ortasında yeni okula geçtiğim için o dönem hiç basketbol oynayamadım, bu çok çok üzüntü vericiydi, çok zordu." diyor Nash o günler hakkında.


Tabi basketboldan uzak kalınca derslerine çok sıkı sarılıyor o dönemler. Matematik öğretmeni ve aynı zamanda da okulun basketbol takımı asistan koçu olan Bill Greenwell onla ilgili "Geldiğinde çok eksik yönü vardı. Özellikle matematiği. Ama o hem matematiğini düzeltmekle kalmadı, hem de tüm fen derslerinde kendini geliştirdi." diyor.

Basketbol oynamaya da başlıyor bir süre sonra tabi ki. Koç Hyde-Lay onun hakkında "Çok yetenekli olmasının da katkısıyla hemen lideri oldu takımın. Hep sorumluluk aldı, son şutlardan hiç bir zaman kaçmadı. Ne kadar zor duruma düşerse düşsün hep daha güçlü çıktı. Gözlerinin içine baktığınızda bile diğerlerinden ne kadar farklı olduğunu anlayabiliyordunuz." diye konuşuyor. Nash o sezonu 21 sayı, 11 asist, 9 ribaund ortalamaları ile tamamlıyor. İnanılmaz.

Koç Hyde-Lay Nash'in iyi kolejlere gitmesi için her tarafa mektuplar yazıyor, görüntüler yolluyor. Gelen cevaplar ise hep aynı, "Hayır, teşekkürler.". Nash bütün bu reddedildiği mektupları bugün bile bir kutusunda sakladığını söylemekte.


Bir gün Santa Clara koçu Dick Davey onu izlemek için geliyor. Etrafa da bakınıyor, başka kimse var mı izleyen diye. Çünkü biliyor ne kadar yetenekli bir çocukla karşı karşıya olduğunu. Kaçırmak istemiyor elinden. "Onu görünce başka izleyen var mı diye endişeye kapılmıştım. Bu çocuğun mükemmel olduğunu anlamak için usta olmaya gerek yoktu, her şey çok netti."  diyor o koç Steve hakkında.

Sahadan çıktıklarında ise Davey ona "Gördüğüm en kötü savunmaya sahip oyuncusun." diyor. Nash şaşırıyor tabi ki. "Savunmama neden taktın? Neden kötü bir savunmacıyım?" diyor. Koçun açıklamaları üzerine de "O zaman bunu değiştireceğim" diye ekliyor.

Koç Nash ile ilgili "Bu üniversitenin Kurt Rambis ile birlikte en yetenekli ve en farklı oyuncusuydu." diyor. Suns forması giymesi dileklerini de iletiyor. Nash'in müthiş bir NBA kariyeri olacağından şüphesi yok o zamanlar koçun. Yanılmamış da pek. Turnuvada Nash 15. sıradan girdikleri play-offta 2. sıradan giren rakipleri Arizona'yı son 30 saniyede attığı 6 serbest atışla yıkıyor. Ama çalışmayı hiç bırakmıyor, geceleri tek başına salona gelip antremanlar yapmaya devam ediyor.


Yaz kampında Gary Payton ve Jason Kidd'e karşı oynuyor. Efsane guard Payton onla ilgili "Daha önce hiç böyle bir çalışma yapmamış, ama bize karşı yine de iyi oynadı. Çok yetenekli biri. O gerçek bir point guard, çünkü hem topu iyi yönlendiriyor, hem de savunması çok iyi. İlerde iyi yerlere gelecek." diye konuşuyor. O da yanılmıyor.

Victoria bölgesinde Nash iyice tanınıyor artık. Televizyonlarda boy gösteriyor. Annesi de "Buraların yeni yıldızı olmuştu. Her gün televizyondaydı, bu çok çılgıncaydı." diye hatırlıyor o günleri.

Draft günü televizyondan izliyorlar şehirdekiler ve evdekiler. Annesi "İlk 1 saatten sonra yayını kesip aptal bir program yayınladılar, sanırım Simpsons'tı. Herkes çılgına dönmüştü. Barlara gitmişlerdi." diyor. Fakat Continental Arena'da bulunan Nash ve yaklaşık 30 kişilik aile ve arkadaşlarından oluşan grup o anı canlı canlı izliyor. David Stern'e bırakıyoruz mikrofonları: "1996 NBA Draftı 15. sıra seçim hakkıyla Phoenix Suns... Steve Nash'i seçiyor!"


Böylece bir efsane daha parlamaya başlıyor, NBA kariyerine ilk adımlarını atıyor. NBA'deki kariyerini hepimiz biliyoruz, mükemmel sezonlar, MVP ödülleri, asist krallıkları. Asistin tanımını yazıyor Nash adeta. İnanılmaz saha görüşü ile takımdaki her oyuncuyu 3-4 gömlek yukarı çekiyor. Mesela takım arkadaşı Boris Diaw'ın "En çok gelişme kaydeden oyuncu" olması ve diğer takım arkadaşı Barbosa'nın da "En iyi 6. adam seçilmesi" buna en büyük kanıtlardan.

Nash artık 38 yaşına girdi. NBA'deki 17. sezonuna hazırlanıyor. Geçen sezonu bile 10 asist ortalaması ile tamamlaması hala ne kadar iyi olduğunun bir göstergesi. Daha 2 sezon kadar oynayabileceğini de belirtiyor. Yüzük almasının zamanı artık geldi. Heat'e takas olursa Wade-Lebron-Bosh üçlüsüyle beraber inanılmaz işler yaparlar. Yuvası sayılabilecek Dallas'a giderse Nowitzki ile beraber etkili olabilirler. Knicks'te Carmelo-Amare ikilisiyle de başarılı olabilirler. Magic'e gidip Howard ile etkili olabilirler. Tek yapmaması gereken bence Suns'ta kalmak ki, yönetim gitmek isterse her türlü kolaylığı sağlayacaklarını söylüyor. Umarım oradan ayrılır, çünkü artık bu normal sezonun sondan ikinci maçında direk rakipleri olan Utah'a mağlup olup play-off'un dışında kaldıklarında üzüldüğüm gibi üzülmek istemiyorum. O sabah maçı izleyebilmek için evden çıkmamıştım sabah, son ana kadar da hep bir ümitle baktım ama olmadı. Tüm hafta boyunca moralim hiç düzelmedi. Nash'i her zaman izlemek istiyorum, izlemediğimiz her saniye büyük kayıp çünkü. Şu mix'i hep çok sevmişimdir:


Tek gözle oynadığı Spurs maçı, bir insan görme yetisi o derece düşmüşken o maçı nasıl böyle oynar, imkansız:


Şurdan da bir mix'e ulaşabilirsiniz:



O belki sahanın en atletik, en güçlü veya en hızlısı değil; ama en zekisi. En azimlisi. O, izlediğiniz için en şanslı olduğunuz adamlardan biri. Bir o kadar da mükemmel karaktere sahip olan, saha dışında da mükemmel işler yapan oldukça iyi bir karakter. Çok eğlenceli bir insan. Tanışmak istediğiniz insanlar arasında listenin ilk sıralarında bulunması gereken bir oyuncu.


Not: Sayfanın üst yan tarafında gördüğünüz anketimize oy vermeyin unutmayın.

Blog yazarına ulaşmak için: " http://twitter.com/#!/eraykskci "

Gün içerisinde sorularınızı ve önerilerinizi bu twitter adresinden bana ulaştırabilirsiniz. NBA ile ilgili paylaşmak istediğiniz fikir ve yorumlarınızı da ulaştırırsanız (serilerin yorumu gibi), blogda isminizle yayınlanacaktır. Herkese iyi günler.

16 Haziran 2012 Cumartesi

2012 Yazı Free Agent Piyasası

                                                                  Deron Williams FA piyasasının en gözde isimlerinden biri durumunda olacak.

Bu sezonun artık sonuna yaklaştık. Geriye en fazla 5 maç kaldı. Eğer 7. maça kalırsa Miami Heat - Oklahoma City Thunder serisi, son maç ayın 26sında oynanacak. 28 Haziran'da da, yani 2 gün sonrasında draft düzenlenecek. 3 gün sonra ise Free Agent sezonu başlamış olacak. Bu sezon FA olacak bir çok oyuncu var, piyasa çok hareketli. Özellikle bazı yıldızlar var ki, onların nerelere gideceği büyük merak konusu. Tabi FA oyuncular dışında normal takaslar da yapılacağından çok hareketli günlere girmiş bulunmaktayız şimdiden. Bu yazıda mevkilerinde ön planda olan ve FA olacak oyunculara göz atacağız biraz. Burda bilmek gereken bir kaç terim de var, hemen onları söyleyeyim:

Oyuncu Opsiyonu: Sözleşmede bu opsiyon yazıyorsa oyuncu kararını tamamen kendi veriyor. Takımında kalmak isterse belirtilen ücretle oynamaya devam ediyor. (Player Option)

Takım Opsiyonu: Sözleşmede bu opsiyon yazıyorsa oyuncunun geleceği takımın kararına bağlı oluyor. Eğer takım oyuncuyu tutmak isterse belirtilen ücretle yeniden anlaşma sağlanıyor. (Team Option)

Sınırlı Free Agent: Eğer bir oyuncunun sözleşmesinde bu ibare bulunuyorsa oyuncu serbest kalabiliyor. Ama durum biraz farklı, mesela başka takımlardan gelen teklifleri o an bulunduğu takım karşılayabilirse oyuncu o takımdan ayrılamıyor. Yani takım çok büyük maaş verebilecek bütçeye sahipse oyuncunun takımdan ayrılması mümkün değil. (Restricted Free Agent) (Unrestricted Free Agent ise sınırsız, yani normal free agent tamamen serbest, sözleşmesi bitmiş)

Early Termination Option: Kısaca ETO, oyuncu kontratını erkenden feshedebilme yetkisine sahip oluyor.

                                                                Bu yaz ne yapacağı en çok merak konusu olan oyunculardan biri de Steve Nash.

Şimdi mevki mevki önemli oyunculara göz atalım FA piyasasında:

Point Guard:

Deron Williams, Brooklyn Nets – $16.4 million – Player Option ($17.8 million)
Steve Nash, Phoenix Suns – $11.7 million – Unrestricted
Aaron Brooks, Phoenix Suns – $2.0 million – Restricted ($3.0 million Qualifying Offer)
Raymond Felton, Portland Trail Blazers – $7.6 million – Unrestricted
Kirk Hinrich, Atlanta Hawks – $8.0 million – Unrestricted
Jason Kidd, Dallas Mavericks – $8.6 million – Unrestricted
Andre Miller, Denver Nuggets – $7.8 million – Unrestricted
Chauncey Billups, L.A. Clippers – $2.0 million – Unrestricted
Jameer Nelson, Orlando Magic – $7.8 million – Player Option ($7.8 million)
D.J. Augustin, Charlotte Bobcats – $3.2 million – Restricted ($4.4 million Qualifying Offer)
Jason Terry, Dallas Mavericks – $10.7 million – Unrestricted
George Hill, Indiana Pacers – $2.1 million – Restricted ($3.1 million Qualifying Offer)
Jordan Farmar, Brooklyn Nets – $4.0 million – Player Option ($4.3 million)
Leandro Barbosa, Indiana Pacers – $7.6 million – Unrestricted
Goran Dragic, Houston Rockets – $2.1 million – Unrestricted
Jerryd Bayless, Toronto Raptors – $3.0 million – Restricted ($4.2 million Qualifying Offer)
Derek Fisher, Oklahoma City Thunder – $3.4 million – Unrestricted
Randy Foye, L.A. Clippers – $4.3 million – Unrestricted
Mo Williams, L.A. Clippers – $8.5 million – Player Option ($8.5 million)
Jonny Flynn, Portland Trail Blazers – $3.4 million – Unrestricted
Keyon Dooling, Boston Celtics – $2.2 million – Unrestricted
Ramon Sessions, L.A. Lakers – $4.3 million – Player Option ($4.6 million)
Jeremy Lin, New York Knicks – $0.8 million – Unrestricted
Baron Davis, New York Knicks – $1.3 million – Unrestricted
Gilbert Arenas, Memphis Grizzlies – $0.4 million – Unrestricted
Delonte West, Dallas Mavericks – $1.1 million – Unrestricted

                                                                         Ray Allen da yazı çok aktif geçirecek oyuncular arasında bulunuyor.

Shooting Guard:

Eric Gordon, New Orleans Hornets – $3.8 million – Restricted ($5.1 million Qualifying Offer)
O.J. Mayo, Memphis Grizzlies – $5.6 million – Restricted ($7.4 million Qualifying Offer)
Ray Allen, Boston Celtics – $10.0 million – Unrestricted
Landry Fields, New York Knicks – $0.8 million – Unrestricted
Carlos Delfino, Milwaukee Bucks – $3.5 million – Unrestricted
Nick Young, L.A. Clippers – $3.7 million – Unrestricted
Jamal Crawford, Portland Trail Blazers – $5.0 million – Player Option ($5.2 million)
Louis Williams, Philadelphia 76ers – $5.2 million – Early Termination Option ($5.4 million)
J.R Smith, New York Knicks – $1.4 million – Player Option ($2.6 million)
Mickael Pietrus, Boston Celtics – $1.2 million – Unrestricted
Courtney Lee, Houston Rockets – $2.2 million – Restricted ($3.2 million Qualifying Offer)
Rudy Fernandez, Denver Nuggets – $2.2 million – Restricted ($3.2 million Qualifying Offer)
DeShawn Stevenson, Brooklyn Nets – $2.5 million – Unrestricted
C.J. Miles, Utah Jazz – $3.7 million – Unrestricted
Shannon Brown, Phoenix Suns – $3.5 million – Unrestricted
Gerald Green, Brooklyn Nets – $0.4 million – Unrestricted
Marco Belinelli, New Orleans Hornets – $3.4 million – Unrestricted
James Anderson, San Antonio Spurs – $1.5 million – Unrestricted
Matt Carroll, Charlotte Bobcats – $3.9 million – Early Termination Option ($3.5 million)
Brandon Rush, Golden State Warriors – $3.0 million – Restricted ($4.1 million Qualifying Offer)
Tracy McGrady, Atlanta Hawks – $1.3 million – Unrestricted
Anthony Parker, Cleveland Cavaliers – $2.3 million – Unrestricted
Michael Redd, Phoenix Suns – $1.3 million – Unrestricted

                                                                                 Nicolas Batum büyük ihtimalle takımında kalacak.


Small Forward:

Gerald Wallace, Brooklyn Nets – $9.5 million – Unrestricted
Nicolas Batum, Portland Trail Blazers – $2.2 million – Restricted ($3.2 million Qualifying Offer)
Jeff Green, Boston Celtics – $4.5 million – Restricted ($7.2 million Qualifying Offer)
Grant Hill, Phoenix Suns – $6.5 million – Unrestricted
Matt Barnes, L.A. Lakers – $1.9 million – Unrestricted
Andres Nocioni, Philadelphia 76ers – $6.7 million – Unrestricted
Anthony Tolliver, Minnesota Timberwolves – $2.1 million – Unrestricted
Donte’ Greene, Sacramento Kings – $2.0 million – Restricted ($3.0 million Qualifying Offer)
Dahntay Jones, Indiana Pacers – $2.7 million – Player Option ($2.9 million)
DaJuan Summers, New Orleans Hornets – $0.8 million – Unrestricted
Steve Novak, New York Knicks – $1.0 million – Unrestricted
Rasual Butler, Toronto Raptors – $1.2 million – Unrestricted

                                                          İki NBA efsanesi, Kevin Garnett ve Tim Duncan'ın takımlarıyla tekrar anlaşması beklenmekte.


Power Forward:

Kevin Garnett, Boston Celtics – $21.2 million – Unrestricted
Tim Duncan, San Antonio Spurs – $21.2 million – Unrestricted
Michael Beasley, Minnesota Timberwolves – $6.3 million – Restricted ($8.2 million Qualifying Offer)
Brandon Bass, Boston Celtics – $4.3 million – Player Option ($4.3 million)
Kris Humphries, Brooklyn Nets – $8.0 million – Unrestricted
Kenyon Martin, L.A. Clippers – $2.5 million – Unrestricted
Carl Landry, New Orleans Hornets – $8.5 million – Unrestricted
J.J. Hickson, Portland Trail Blazers – $2.4 million – Restricted ($3.4 million Qualifying Offer)
Elton Brand, Philadelphia 76ers – $17.1 million – Early Termination Option ($18.2 million)
Antawn Jamison, Cleveland Cavaliers – $15.1 million – Unrestricted
Ryan Anderson, Orlando Magic – $2.2 million – Restricted ($3.2 million Qualifying Offer)
Anthony Randolph, Minnesota Timberwolves – $2.9 million – Restricted ($4.0 million Qualifying Offer)
Ronny Turiaf, Miami Heat – $4.4 million – Unrestricted
Boris Diaw, San Antonio Spurs – $9.0 million – Unrestricted
Ersan Ilyasova, Milwaukee Bucks – $2.5 million – Unrestricted
Darrell Arthur, Memphis Grizzlies – $2.0 million – Restricted ($3.0 million Qualifying Offer)
Louis Amundson, Indiana Pacers – $2.4 million – Unrestricted
Jason Maxiell, Detroit Pistons – $5.0 million – Player Option ($5.0 million)
Jordan Hill, L.A. Lakers – $2.9 million – Unrestricted

                                                     Roy Hibbert da piyasının gözde isimlerinden. Celtics'in yolunu tutması ihtimali kulislerde konuşuluyor.

Center:

Roy Hibbert, Indiana Pacers – $2.6 million – Restricted ($3.7 million Qualifying Offer)
Brook Lopez, Brooklyn Nets – $3.1 million – Restricted ($4.2 million Qualifying Offer)
Chris Kaman, New Orleans Hornets – $12.7 million – Unrestricted
JaVale McGee, Denver Nuggets – $2.5 million – Restricted ($3.5 million Qualifying Offer)
Marcus Camby, Houston Rockets – $12.9 million – Unrestricted
Spencer Hawes, Philadelphia 76ers – $4.1 million – Unrestricted
Kwame Brown, Milwaukee Bucks – $6.8 million – Unrestricted
Robin Lopez, Phoenix Suns – $2.8 million – Restricted ($4.0 million Qualifying Offer)
Jermaine O’Neal, Boston Celtics – $6.2 million – Unrestricted
Nazr Mohammed, Oklahoma City Thunder – $3.8 million – Unrestricted
Omer Asik, Chicago Bulls – $1.9 million – Unrestricted
Semih Erden, Cleveland Cavaliers – $0.8 million – Unrestricted
Ben Wallace, Detroit Pistons – $2.2 million – Unrestricted
Mehmet Okur, Portland Trail Blazers – $10.9 million – Unrestricted
Greg Oden, Portland Trail Blazers – $1.5 million – Unrestricted

                                                                                 Michael Beasley'nin talipleri de oldukça fazla.
 

Bunlar dışında da oyuncular var ama pek göz önünde olacaklarını söyleyemem. Çoğu seçilmeyecek belki de o isimlerin tekrardan. Genel olarak ön planda olan oyuncular bunlar. Biraz da bazılarıyla ilgili dedikodulara göz atmayı planlıyorum başka bir yazıda. Kısaca göz atacak olursak ama;

*** Steve Nash'in Miami Heat yolunu tutması çok muhtemel bir senaryo. Eğer olursa seneye şampiyonluğun en ama en büyük adayı Heat olacak. Nash-Wade-Lebron-Bosh-X. 4 kişi bile çıkmaları yeterli olabilir sahaya. Bir diğer dedikodu da Dallas'ın yolunu tutup Nowitzki ile beraber oynaması durumu. Üçüncü senaryo ise kendi takımında kalması, bence ilk iki senaryodan birinin olması gerek çünkü Nash'in yüzüksüz ayrılması üzücü olur. Orlando Magic ve New York Knicks de ihtimaller dahilinde.

*** Tim Duncan hakkında tek senaryo var, o da Spurs ile devam etmesi. Onun dışında herhangi bir şey çok çok büyük sürpriz olur.

*** Michael Beasley'e de 3 takım talip; Golden State Warriors, Milwaukee Bucks, Sacramento Kings.

*** Ray Allen'a Los Angeles Clippers ve Chicago Bulls talip, ama Clippers'a çok daha yakın.

Şimdilik tüm dedikodulardan bahsetmiyorum ve diğer yazıya saklıyorum. Hem biraz daha net bilgiler elde etmiş olurum ve daha sağlıklı fikirler yürütülebilir böylece.

                                                      Jeremy Lin'in de nasıl bir yaz sezonu geçireceği, hangi takımın formasını giyeceği merak konusu.

Not: Sayfanın üst yan tarafında gördüğünüz anketimize oy vermeyin unutmayın.

Blog yazarına ulaşmak için: " http://twitter.com/#!/eraykskci "

Gün içerisinde sorularınızı ve önerilerinizi bu twitter adresinden bana ulaştırabilirsiniz. NBA ile ilgili paylaşmak istediğiniz fikir ve yorumlarınızı da ulaştırırsanız (serilerin yorumu gibi), blogda isminizle yayınlanacaktır. Herkese iyi günler.

Dream Team Belgeseli


NBA geçtiğimiz günlerde, yani 3 gün önce Dream Team'in 20. yılı nedeni ile bir belgesel yayınladı. Belgesel 69 dakika sürüyor. Kesinlikle izlenmesi, izletilmesi gerek. Yabancı dil gerek biraz ama, izlemeniz bile yeterli olacaktır. Çünkü daha önce hiç ortaya çıkmamış görüntüler var. İzlemek isteyenler buraya tıklayıp indirebilir.

Dream Team'i basketbolla ilgilenen hemen hemen çoğu kişi bilir. Efsane bir kadroydu dememe gerek bile yok, hemen şöyle bir yazayım hatta kimler var diye: Pek tabi ki Michael Jordan (Bulls), Scottie Pippen (Bulls), John Stockton (Jazz), Karl Malone (Jazz), Larry Bird (Celtics), Patrick Ewing (Knicks), Magic Johnson (Lakers), David Robinson (Spurs), Charles Barkley (Sixers), Chris Mullin (Warriors). Bunlar seçilen ilk 10 isim olmuşlardı. Daha sonra bu isimlere 2 yeni oyuncu daha eklendi, biri Clyde Drexler (Blazers) oldu, ki kendisi Pistons'tan Isiah Thomas ile yarışmıştı girmek için ve seçildi, diğeri de Duke Üniversite'sinden Christian Laettnerr. Laettnerr Shaq ile yarışmıştı bir nevi ve onun önünde seçildi takıma. Profesyonel tecrübes olmayan tek oyuncusuydu takımın.


Takım hakkında çok çok ünlü olan bir efsane vardı, ki bunun doğru olduğunu biliyoruz. O olayı da şöyle anlatayım: Takım tek bir mağlubiyet almıştı. O mağlubiyet de bir kolej takımına karşıydı. İnanması gerçekten zor aslında. Tüm dünyayı dize getiren bir efsane kadronun kolej takımına yenilmesi, olacak iş değil. Belgeselde de bu yenilginin görüntüleri var, başka yerde bulamazsınız. O mağlubiyetten sonraki gün yine aynı takımla oynayıp yerle bir etmişler, tek bir sayı bile yemeden kazanmışlar o da ayrı tabi ki. Bir kaç söze bakalım hatta o günlerle ilgili:

Chris Webber (Kolej takımından) : Havaalanından Larry Bird ile beraber döndüm. Çok çok büyük bir gururdu. Çok iyi bir adamdı, bol bol muhabbet ettik. Sonra arabadan indik, bavullarımı alırken Larry bana döndü ve "İyi uyu, yarın kıçına tekmeyi basacağım ve bütün hafta bunu unutamayacaksın." dedi.


Allan Houston (Kolej takımından) : Salona geldiğimizde, yine bu balkon vardı, içeri girmedik ve yukardan izledik. Endişeliydik. Aşağı baktık, Barkley smaç basıyordu. Jordan topu çalıyor ve inanılmaz hareketler yapıyordu. Durduk ve "Bunları antremanda bile mi yapıyorlar?" dedik.


Ayın 24'ünde, Haziran ayı, kolej takımı ile Dream Team karşı karşıyaydı ilk antreman maçında. Tarihe de geçti o maç, devam sözlere:

Allan Houston : Çok alışık olmadıkları bir oyun stilinde oynadık. Kaybedecek hiç bir şeyimiz yoktu ve bunu da gösterdik. Penny bir kaç smaç bastı, ben ise isabetler buldum. Herkes mükemmeldi.


Penny Hardaway (Kolej takımından) : Onlar "Bu oyuncuları biraz ısınalım diye gönderdiler.Fazla bir şey yapmamıza bile gerek yok kazanmak için, birazdan maçı alacağız ve bir kaç fotoğraf imzalayıp eve döneceğiz." diye düşünüyorlardı. Ama ne kadar yetenekli olduğumuzun farkında değillerdi.

Charles Barkley: Onları ilk gördüğümzde açıkçası bebekler gibiydiler. Kendi kendimize "Bu çocukları fazla üzmeyelim." dedik. Ama onlar sanki bir serinin 7. maçıymış gibi oynadılar. Kendimize gelemeden de kazanmışlardı zaten."


Allan Houston: Maç bitmişti ve biz kazanmıştık. Bu olamazdı, kimse bir kaç dakika boyunca bir şey söylemedi.

Allan Houston: Larry Bird otelde bize "Yarın yeni bir gün olacak merak etmeyin." dedi. Biz de derin düşüncelere daldık. Ve yarın olduğunda, gerçekten yeni bir gün oldu. (Gülüyor)

Charles Barkley: Onlara küçük bir mesaj verdik.

Chris Webber: Tek bir sayı atamadık, foul çizgisinden bile. Bu çok kötü. Biz onları uyandırdık, onlar da bize ne olduğumuzu hatırlattı.


Böyle bir iki maçlık serüvendi. Gerçekten eğlenceli bir anı olduğu kesin iki taraf için de. Dream Team gerçekten çok büyük bir takımdı, çok büyük. Karşı takımlar bırakın maçı kazanmayı, hatta maçı oynamayı bile geçtim, fotoğraf çekmeye çalışıyorlardı. Hemen bir kaç söze daha göz atalım:

Nathaniel Butler (NBA fotoğrafçısı) : Kenarda oturuyorduk. Magic arkasındaki oyuncuya sırtını dönmüş potaya yükleniyordu, ve arkadaki oyuncu da kendi bench'ine "Şimdii! Şimdii!" diye bağırıyordu, benchteki oyuncu ise elinde kamerayla fotoğrafını alıyordu hemen o anın.

Hubbard: Bir keresinde Venezuela'ya karşı oynadıklarında Magic'i savunan oyuncu maç boyunca "Hey, ayakkabılarını istiyorum, ayakkabılarını istiyorum adamım!" diye konuşuyordu. Magic de "Ayakkabılara ihtiyacım var." demişti.


Takım Amerika'daki turnuvada sırasıyla Küba (79 farkla), Kanada (44 farkla), Panama (60 farkla), Arjantin (41 farkla), Porto Riko (38 farkla), ve Venezuela'yı (47 farkla) devirerek şampiyon oldu.

Olimpiyatlarda ise durum hala aynıydı. Sırasıyla Angola (68 farkla), Hırvatistan (33 farkla), Almanya (43 farkla), Brezilya (44 farkla), İspanya (41 farkla), Porto Riko (38 farkla), Litvanya (51 farkla) ve Hırvatistan'ı (32 farkla) devirdiler.

Olimpiyatlarda tüm 8 maça da başlayan tek oyuncu vardı takımda, tahmini zor değil. Michael Jordan. Turnuvayı da 43.75 fark ortalaması ile kapatmışlardı diye de ekleyeyim.

Belgesele geri dönecek olursak, mutlaka izleyin, tekrar söylüyorum. 1 1 buçuk saatinizi ayırıp göz atın, bir basketbolsever olarak oldukça hoşunuza gidecektir. Yukarıdaki röportajların orjinal hallerine ve çok çok daha fazlasına da aha da buraya tıklayarak ulaşabilirsiniz. Belgeselde neler var diye kısaca göz atarsak genel olarak;

*** Tüm takımla birebir röportajlar,

*** Bahsettiğim gibi takımın tek mağlubiyetinden görüntüler ve ayrıntılar,

*** Takımın nasıl oluşturulduğuyla ilgili detaylar,

*** Takım hakkında diğer oyuncular, koçlar ve görevlilerle yapılan röportajlar.






Not: Sayfanın üst yan tarafında gördüğünüz anketimize oy vermeyin unutmayın.

Blog yazarına ulaşmak için: " http://twitter.com/#!/eraykskci "

Gün içerisinde sorularınızı ve önerilerinizi bu twitter adresinden bana ulaştırabilirsiniz. NBA ile ilgili paylaşmak istediğiniz fikir ve yorumlarınızı da ulaştırırsanız (serilerin yorumu gibi), blogda isminizle yayınlanacaktır. Herkese iyi günler.


11 Haziran 2012 Pazartesi

Bir Michael Jordan Klasiği: Flu Game


1997 NBA Finalleri. Beşinci maç. 11 Haziran. Yani tam 15 yıl önce bugün. Utah Jazz vs Chicago Bulls. Bulls ilk iki maçı evinde almış, sonraki 2 maçı evinde Utah kazanmış. 2-3-2 formatı olduğundan 5. maç da Utah'ta. Heyecan dorukta. Neler olacağını herkes merak ediyor.

Maçın oynanacağı günün sabahındayız. Hatta daha sabah bile olmamış, gece yarısı denilebilir. Jordan birden uyanıyor; midesi bulanıyor. Terler içinde kalmış. Öleceğini bile düşünüyor. Sonraları o geceyi kendi ağzıyla şöyle anlatıyordu: "Çok korkmuştum, çok. Bana neler olduğunu anlayamıyordum." Önce kabus olduğunu düşünüyor, sonraysa öyle olmadığını ve çok hasta olduğunu görüyor. "Felç olduğumu bile düşünmüştüm."


Yataktan kalkıyor bir an, tek başına, Utah'ta bir otel odasında o an. Başı dönüyor. Midesi hala felaket durumda. Birinin yiyeceğine uyuşturucu koyduğunu düşünüyor bir an. Sonra da maç aklına geliyor, seri 2-2'ye gelmiş, 5. maç Utah'ta. Ve Jordan bu halde.

Hemen Bulls'un sağlık ekibinden birilerini çağırıyor, çok hızlı bir şekilde geliyor odaya görevli. Ve tanı olarak yemekten zehirlendiğini veya bir mide virüsü kaptığını söylüyorlar. "5. maçta oynaman imkansız, hiç ihtimal yok."

Jordan idmanları kaçırıyor. Maç günü de katılamıyor. Ama onun adı Jordan, Michael Jordan. O NBA demek, NBA Jordan demek. Kayıtsız kalamaz. Maçtan üç saat önce, sadece üç saat önce odasından çıkıyor. Delta Center'a doğru gidiyor, maçın oynanacağı sahaya.

1buçuk saat sonra Jordan sahaya varıyor. Kapıdan giriyor, Scottie Pippen görüyor onu bu anda. "Çok kötü görünüyordu, o şekilde oynamasının imkanı yoktu. Onu daha önce hiç öyle görmemiştim, çok kötüydü. Demek istediğim; gerçekten çok kötüydü."


Jordan soyunma odasına gidiyor, gözlerini kapatıyor. Maçı düşünüyor, koştuğunu, şut attığını, ribaund aldığını, turnikeye girdiğini. Sonra yavaşça formasını giriyor, odadan çıkıyor, parkeye geliyor. Çok kötü görünüyor Pippen'ın dediği gibi. Phil Jackson'ın yanına gidiyor: "Oynayabilirim. Maç içerisinde çok kötü hissedersem söyleyeceğim."

38 derece ateşiniz olduğunu düşünün. Yataktan kalkamazdınız. Hadi kalktınız, mutfağa gidersiniz en fazla. Hadi dışarı çıkın, gezin dolaşın gelin. Hadi biraz daha ileri gidip 5 10 dakika koşun edin. İyice kötü olursunuz, zaten yapamazsınız bile bunları. Ama bu adam, hani şu Michael Jordan denilen adam, hani şu bu oyunun kralı olan adam, hani tarihin en iyi basketbolcusu denilen adam, maça çıkıyor. NBA Finali maçına, yenilse 3-2 geri düşeceği bir maça, hem de deplasmanda, Utah'ta. O ateşle böyle bir maça çıkıyor. Hayal ederken benim başım ağrıyor, benim midem bulanıyor. Ben halsizleşiyorum.


Maç başlıyor. İlk çeyrek. Jordan etkili olamıyor, varlık gösteremiyor. Koşamıyor bile yeterince. Kenara alınıyor, iyice bitkin düşmüş. Gözlerini kapatıyor. Ne düşünüyor o an bilemiyoruz. Mola alınıyor. Moladan sonra ayağa kalkarken bile çok zorlanıyor, gerçekten bitmiş bir durumda. Luc Longley, Bulls pivotu, o anı böyle anlatıyor: "Ayağa bile kalkamıyordu, doğrulamıyordu."

İkinci çeyrek, fark 16. Utah lehine tabi ki. Bir anda Jordan'a bir şeyler oluyor. Adeta boyut değiştiriyor. Başka bir aleme geçiyor. Koşmaya başlıyor, zıplıyor, şut kullanıyor. İsabet buluyor. Jordan göğe doğru yükseliyor belki de o an. İzleyenler şokta. Tam 17 sayı bırakıyor Utah potasına o çeyrek. Fark da 4e iniyor. Yeniden doğuyor. Devre arasında ise şunları söylüyor: "Bu tamamen istek ile ilgili. Ayakta kalmak için, güçlü kalmak için gereken enerjiyi buldum."


Üçüncü çeyrek Jordan yine bitkin düşüyor, halsiz kalıyor. Koşamıyor. Fark tekrar açılıyor. Dördüncü çeyreğe girilmek üzereyken herkes artık Jordan'ın tamamen tükendiğini düşünüyor. Jordan da o anları "Üçüncü çeyrekte o yakaladığım rüzgarı kaybettiğimi düşündüm, tekrar iyi oynayamıyordum. Dördüncü periyotta neler yapabileceğimi düşünmeye başlamıştım, sadece biraz daha dayanmak zorundaydım. Son bir enerjiye ihtiyacım vardı."


Başlıyor dördüncü çeyrek, fark 8. Jordan'a tekrar bir şeyler oluyor, coşuyor. 10-0lık seri yakalıyor Bulls, bitime 5 dakika kala da 2 farkla öne geçiyor. 7 sayı Jordan'dan geliyor o arada. Toplamda da 33e ulaşıyor, skor 79-77. Bitime 3 dakika kala Stockton üçlük bulup Utah'ı 3 farkla öne taşıyor; fakat Jordan hızla gelip ikiliği buluyor, fark yine 1.


Şimdi bir an o maçı oynayan bir Utahlı olduğunuzu düşünün. Karşınızdaki takımın en iyi oyuncusu, aynı zamanda tarihteki en iyi oyuncu, 38 derece ateş ile oynuyor. Ama maçı hala koparamamışsınız, hem de onun yüzünden. 33 sayı atmış potanıza. Ne kadar ümitsizleşeceğinizi düşünebiliyor musunuz? Ben o an orada olsam, maçı bırakırdım. Ben, o an orada olsam, "Tanrı Jordan'a kıyak geçiyor, en iyi basketbolcuya torpil yapıyor. Bu maçı ona verecek, hiç şansımız yok. Karşımızda sadece o yok, tüm bir evren var. Ne yapsak boş, bu maç Jordan o yataktan kalkıp buraya gelmeye karar verdiğinde bitmişti. Bu maç, çoktan bitmişti. Boşuna oynadık" derdim. Çaresizlikten gerçekten oynamazdım. Saygımdan oynamazdım. Korkumdan oynamazdım. Şaşkınlıktan oynamazdım. Sinirden oynamazdım. Öfkeden oynamazdım. Oynayamazdım.

Maça dönüyoruz. 46.5 saniye var, Jordan'a Stockton foul yapmış, foul çizgisinde Jordan. Sadece Jordan değil, bütün bir evren orda. Bütün enerjiler orda. Jordan ilk atışını sayıya çeviriyor. 85-85. İkinci atış, Canı biraz daha eğlenmek istiyor belki. Kaçırıyor Jordan. Ama Toni Kukoc alıyor ribaundu, daha doğrusu çeliyor topu. Jordan ani refleksle kapıyor, Pippen'a bırakıyor, Pippen sıkışınca tekrar Jordan'a veriyor. Alıyor, şutunu kullanıyor üç sayı çizgisinin arkasından, zaman duruyor. Bütün saha, bütün Utah, bütün Amerika, bütün dünya nefesini tutuyor. Top gidiyor, gidiyor, basket. Potaya bile değmeden hem de, deliksiz hani. 88-85. O çeyrekte 15, tüm gecede 38. sayısı.


15 saniye kala fark yine 1, ama 6 saniye kala tekrar 3. Sonra üçlüğü kaçırıyor Hornacek, sonrasında da maç bitiyor. Jordan ilk devre 23, ikinci devre 21 dakika oynuyor. Tam 44 dakika. 44. Kırk-dört. 38 derece ateş, 44 dakika, NBA Finali, deplasman. Jordan maç sonrasında "Hayatımda gördüğüm en zor şeydi bu, en imkansızıydı. Sadece bir basketbol maçını kazanmak için neredeyse ölecektim. Eğer yenilseydik, yıkılırdım." diyordu, Phil Jackson ise "İçinde bulunduğumuz koşullar nedeniyle, yani final serisi için çok önemli bir maç olmasından dolayı, bence bu Michael Jordan'ın kariyerindeki en unutulmaz andı, Jordan'ın oynadığı en büyük maçlardan biriydi. Sadece ayağa kalkmak bile onu terletiyor ve başının dönmesine sebep oluyordu. Efsane bir performanstı, onu efsane yapan performanslardan en önemlisiydi." diye konuşuyordu.

Scottie Pippen'a dönüyoruz son olarak; "En büyük o, bu akşam herkes neden öyle olduğunu gördü."

Maç sonrası Jordan Pippen'ın üstüne yığılıyordu adeta, NBA tarihine geçiyordu bu görüntü de:


İşte Michael Jordan, bu yüzden Michael Jordan'dı. Onu öldürmeden durduramazdınız, durmazdı. Yapamazdınız. Jordan eğer o sahadaysa, kazanamazdınız. Ne yaparsanız yapın. Basketbol herkesin oynadığı, ama sonunda Jordan'ın kazandığı bir oyundur.

Not: Sayfanın üst yan tarafında gördüğünüz anketimize oy vermeyin unutmayın.

Blog yazarına ulaşmak için: " http://twitter.com/#!/eraykskci "

Gün içerisinde sorularınızı ve önerilerinizi bu twitter adresinden bana ulaştırabilirsiniz. NBA ile ilgili paylaşmak istediğiniz fikir ve yorumlarınızı da ulaştırırsanız (serilerin yorumu gibi), blogda isminizle yayınlanacaktır. Herkese iyi günler.

Lusia Lucy Harris

Bu ismi çoğunuz duymamış olabilirsiniz, bu gayet normal. Tarihin tozlu sayfalarında kalmış bir isim çünkü. Kim olduğunu biraz tanıyınca ise şaşırıp kalıyorsunuz. Normalin dışında bir özelliği var. Bu özelliği de tam 35 yıl önce bugün kazanmış.

Öncelikle bu bir kadın. Basketbolcu. 1955 doğumlu. Amerika'da kariyerini sürdürmüş. Buraya kadar anormal bir şey yok. Anormallik şurada başlıyor ki; bu kadın basketbolcu NBA Draftlarında seçilmeyi başarıyor. Evet, NBA draftlarında seçiliyor.

Yıl 1977.  Harris 22 yaşlarında, çok sağlam bir kolej kariyeri geçiliyor. Hem de ırkçılığa maruz kalmasına rağmen, hiç yılmadan. Delta State ile namağlup bir sezon bile geçiriyor, kolej tarihinde başka böyle bir performans yok; ne erkeklerde, ne kadınlarda. Harris de o sezon MVP seçiliyor. Delta State'te 3 sezon boyunca şampiyon oluyorlar.


Tüm kolej kariyerinde 115 maça çıkıyor; aldığı mağlubiyet sayısı sadece 6. Sadece 6. İnanılmaz bir olay. Yeteneklerini anlamak için bundan daha iyi bir istatistik söylenebilir mi bilmiyorum. Daha sonra milli takımla da gümüş madalya alıyorlar, Sovyetler turnuvayı alt üst ediyor.

Her neyse, 1977'ye gelelim tekrar. NBA Draftları yapılıyor. Her şey normal. Oyuncular seçiliyor, çoğu hiç maç bile oynamayacak isimler bunlar. 137. sıraya geliniyor, New Orleans Jazz seçim yapacak. Duyurulan isim, Lucy Harris. Tam 33 erkek oyuncudan önce seçiliyor. Jazz'ın da sondan ikinci tercihi oluyor, 7. turdan alınıyor.

Ama Harris Jazz için oynamayacağını söylüyor. Zaten hamile olduğu için Jazz'ın yaz kampına da katılmıyor. 2 sezon sonra WNBA'de basketbola geri dönüyor, Houston Angels ile birlikte.

Kolej kariyerinde konu olduğu bir gazete haberine göz atmak isterseniz de;


Hikayemiz bu kadar. Bir anektod daha eklemek istiyorum. 1969 draftlarında San Francisco Warriors da Denise Long adlı kadın basketbolcuyu seçmişti ama lig yönetimi bu seçimi geçersiz saydığından Lucy Harris bu alanda ilk ve tek kadın olmuş oldu. Onu da es geçmeyelim.

Bu arada Harris'in pozisyonu pivot. Pota altında çok domine olduğunu söylememe gerek bile yok.

Not: Sayfanın üst yan tarafında gördüğünüz anketimize oy vermeyin unutmayın.

Blog yazarına ulaşmak için: " http://twitter.com/#!/eraykskci "

Gün içerisinde sorularınızı ve önerilerinizi bu twitter adresinden bana ulaştırabilirsiniz. NBA ile ilgili paylaşmak istediğiniz fikir ve yorumlarınızı da ulaştırırsanız (serilerin yorumu gibi), blogda isminizle yayınlanacaktır. Herkese iyi günler.

10 Haziran 2012 Pazar

Dikkat! Bu Yazı Aşırı Dozda Lebron James İçerir.

Lebron James, adam. Adamın dibi. Adam top da çalıyor, adam ribaund mücadelesi de veriyor, adam sırtı dönük de oynuyor, yüzü dönük de oynuyor, uzunu da savunuyor, kısayı da savunuyor, içeri giriyor, dışarı çıkıyor, dışarıya çıkartıyor, smaç basıyor, turnike atıyor, üçlük deniyor, hızlı hücuma çıkıyor, hızlı hücumu durduruyor, koşuyor, zıplıyor, takip ediyor, blokluyor.

20 atıyor oynamadı deniliyor, 30 atıyor oynamadı deniliyor, 40 atıyor çok şut kullandı deniliyor, az şut atıyor sorumluluk almadı deniliyor, asist yapmıyor bencil deniliyor, asist yapıyor korktu deniliyor, ribaund alıyor yine bencil deniliyor.



Açık söylüyorum, tarihin gördüğü en büyük yıldızlardan biri. En büyüklerden. Biraz şansı olsa, çok az yani, şu an yüzüğü de olurdu. Cleveland'da o kadar sene boyunca adam gibi biriyle oynayamadı, Kobe'yi çok severim, baya hem de, ama o Shaq'ın yanında Lebron olsaydı eğer, 3 yüzük alamazdı demek için aptal olmak gerekir. Cleveland taraftarıyım ama iyi ki ayrıldı ordan. O takıma Jordan bile kar etmezdi.

Miami'ye geldi, Wade Bosh falan, korktu denildi. Yüzük almak için bunu yaptı denildi. İyi güzel diyorsun da, bu oyunun amacı zaten yüzük almak değil mi? E değil dediğini duyar gibiyim; madem öyle neden yüzüğü yok diye en büyük eleştiriyi, hem de oturduğun ve kıç büyüttüğün o yerden, sen yapıyorsun? Şu adamın binde biri, hatta milyonda biri kadar olsan triplerden triplere girer, kendini Jordan veliahtı olarak görür, "Yea aslında ben NBA'e gitsem iyi oynarım hee, bak üçlüğüm Allen gibi, Howard gibi de ribaund alıyom, Garnett kadar da hırslıyım aga yenilmeyi kabullenemiyom, Paul gibi de oyun kurarım hannyy" derdin.

Adam ölüyü diriltiyor, çökmüş Wade'i diriltti Pacers serisinde. Oynadı, oynattı. Celtics'e TD Garden'da, elenme ihtimali olan maçta 45 atıyor, son çeyrek neden 4 sayıda kaldı deniliyor? Adam son çeyrek tamamen takıma çalıştı, "Asist kastı işte istatistik için". Ben o zaman sana derim ki; defol git.




Bu Heat bugün NBA Finali oynuyorsa bu sezonda, Lebron'a dua etsin. Başka bir şey değil. Lebron olmasaydı eğer, Wade falan sırtlardı bilmem ne yapardı, hikaye onlar. Nereye sırtlıyor? Şu Boston Celtics'i Lebron olmadan imkansız eleyemezlerdi. Bir oyuncu bir takımı anca bu kadar değiştirebilirdi. Bir de Rose var mesela, Rose'u çıkar, Bulls'tan bir yol olmaz. Rose varken ise şampiyonluğun en büyük adayıydı. Heat de o derece bağlı Lebron'a. Lebron şu play-offta bir maç oynamasa, o maçı da Heat alsa, NBA izlemeyi bırakırdım. O derece de eminim bir şey yapamayacaklarına. Bosh olmadan Wade olmadan, en azından sahada bir şey yapmadan, Lebron maç almayı başardı ama.

27 yaşında henüz, daha erken denilebilir. Jordan da 27 yaşında yüzük almamıştı. Sonrasında ne olduğu zaten ortada. Lebron da bir yüzük alsa devamı çok rahat gelir. Eminim. Yetenek var, hırs var, konsantrasyon da var, tamamen hedefe kilitlendi. Hedefe kilitlenmiş bir Lebron'u Tanrı sahaya inse ancak durdurur. Karşınızda görmek isteyeceğiniz son şey galibiyetten başka bir şey düşünmeyen, ve ne bir sinirle, ne de bir başka duygu ile size bakan James'tir. Hiç bir ifade yok, sayı atıyor, gram gülme yok. Faul yapılıyor, gram sinir yok. Öfke yok. Umutsuzluk yok. Korku yok. Tamamen boş bakışlar, sadece sayı atmaya odaklanmış, sadece maçı almaya, şampiyon olmaya, oynamaya odaklanmış. Ne yaparsan yap tepkisiz kalıyor. Biliyorsun ki kendini de yırtsan maçı alamayacaksın, boş bakıyor ama sana bunu bağıra bağıra anlatıyor o bakışlar. Bir şey demiyor ama çaresiz olduğunu ruhuna kadar hissettiriyor. Pierce bir üçlük atıyor el üzerinden, gülüyor, sanırım orada da "I am Paul Pierce." diyor, tam dikkat edemedim, belki de böyle dediğini düşündüğümden bana öyle dedi gibi geldi. Herkes bittiğini düşünüyor artık serinin, TD Garden ya hani. Maç başlıyor, o boş bakışlar. Tüm maç boyunca aynı bakışlar, başlıyor, oynanıyor, bitiyor. Hiç değişme yok. Darmadağın etmiş, TD Garden tarihin en ağır mağlubiyetlerinden birini almış, en azından bana göre, ama gram sevinme yok. Rahatlama yok. Koskoca Boston'ı TD Garden'a gömüyor, ama duygu yok. Öyle adamdan korkulur, korkacaksın. Bırak karşısında oynarken korkmayı, izlerken korkacaksın.



Final serisine gelince; OKC Heat'in rakibi finalde. Lebron Durant ile uğraşacak. Pierce'tan daha zorlu bir rakip, Melo'dan da öyle, Granger'dan da. Kendi pozisyonunda daha da zor bir rakip var. Hem de üst üste böyle 3 üst düzey oyuncu ile mücadele ettikten sonra. Sadece Durant'e odaklansa zaten rahat oynar. Ama maalesef, Bosh var ama hala Ibaka'ya karşı da mücadele verecek, Harden'a karşı da duracak, Westbrook ile bile uğraşacak belki. Nasıl yetişecek o kadar adama, düşünürken ben yoruluyorum. Korkunç bir olay. Kesinlikle Bosh ve Wade'in çok çok daha iyi oynaması lazım, hatta ekstra katkı lazım. Chalmers'ın bir şeyler yapması lazım. Yoksa imkansız, Lebron'u bırak, Jordan gelse olmaz, Magic gelse olmaz. Tek başına, hatta 2 kişi olsa bile bu Thunder'ı elemek çok çok zor. Mucize olur. Dehşet atlet bir takım, her dakika koşuyor ediyor. Hırslılar da baya, tabi Lebron kadar hırslı olamayacakları bir gerçek. Ama hırs da tek başına yetmiyor, diğer Miami'lilerin bir şey yapması lazım. Lebron tek başına her şeyi yapar ve şampiyon olamazlarsa, adamda moral kalmaz. Şahsen ben olsam daha da oynamazdım. Emeğe yazık. İşi zor Miami'nin.

Not: Sayfanın üst yan tarafında gördüğünüz anketimize oy vermeyin unutmayın.

Blog yazarına ulaşmak için: " http://twitter.com/#!/eraykskci "

Gün içerisinde sorularınızı ve önerilerinizi bu twitter adresinden bana ulaştırabilirsiniz. NBA ile ilgili paylaşmak istediğiniz fikir ve yorumlarınızı da ulaştırırsanız (serilerin yorumu gibi), blogda isminizle yayınlanacaktır. Herkese iyi günler.

8 Haziran 2012 Cuma

Lebron James 3-3 Boston Celtics

NBA'de dün gece Doğu Finali 6. maçı oynandı. Seride 2-0 öne geçip 3 maç üst üste kaybeden Miami Heat seriye tutunma maçına, yüzüğe tutunma maçına, kader maçına çıkıyordu. Lebron'un neler yapacağı merak konusuydu, çok eleştiriler alıyordu kader maçlarında sindiğine dair. Şöyle de bir istatistik ortaya çıktı hatta:

 Lebron James'in play-offlarda elenme riskinin olduğu maçlardaki performansları:

21 Mayıs 2006 | 27 sayı 2 asist 8 ribaund (46:45 dakika) - Dışarda Pistons yenilgisi
14 Haziran 2007 | 24 sayı 10 asist 6 ribaund (46:29 dakika) - İçerde Spurs yenilgisi
16 Mayıs 2008 | 32 sayı 6 asist 12 ribaund (46:39 dakika) - İçerde Celtics galibiyeti
18 Mayıs 2008 | 45 sayı 6 asist 5 ribaund (46:48 dakika) - Dışarda Celtics yenilgisi
28 Mayıs 2009 | 37 sayı 12 asist 14 ribaund (45:30 dakika) - İçerde Magic galibiyeti
30 Mayıs 2009 | 25 sayı 7 asist 7 ribaund (44:53 dakika) - Dışarda Magic yenilgisi
13 Mayıs 2010 | 27 sayı 10 asist 19 ribaund (46:12 dakika) - Dışarda Celtics yenilgisi
12 Haziran 2011 | 21 sayı 6 asist 4 ribaund (40:21 dakika) - İçerde Mavs yenilgisi

Ortalama: 29.8 sayı 7.4 asist 9.4 ribaund (46 dakika) - 2Galibiyet 6Mağlubiyet

Diğer play-off maçları: 28.2 sayı 6.7 asist 8.5 ribaund (43 dakika) - 64G 36M

Bu performanslara dün geceki müthiş performansı da eklendi artık. Tarihe geçti gerçekten dün gece yaptıkları.  


 Lafı çok uzatmadan skora ve istatistiklere bakalım:

Miami Heat 98 - 79 Boston Celtics

Lebron James: 45 sayı 5 asist 15 ribaund
Dwyane Wade: 17 sayı 4 asist 8 ribaund
Rajon Rondo: 21 sayı 10 asist 4 ribaund


Maçın geneline bakacak olursak ilk çeyrekte farkı 10a kadar çıkaran Heat kalan sürede farkın erimesine hiç izin vermedi ve rahat da bir galibiyet almış oldu. Ama James gerçekten NBA tarihine geçen bir performansa imza attı. Eleştirenleri çok fazla ama şu performansa, hem de böyle bir kritik gecedeki bu performansına saygı duymamak, net söylüyorum aptallıktan başka bir şey olmaz. Çok tarihi bir geceydi, tek başına takımını sırtına aldı. Oynadı. TD Garden'ı yerinden oynattı, yerle bir etti. Durdurulamadı bütün gece, ne şut kullansa girdi. Beni bilen biliyor, Lebronu çok severim. Benim için yeri çok ayrıdır. Yeri gelince eleştiririm de, ama övülmesi gereken yerde de gereğinden fazla bile överim. Şu performans, izlerken büyülenmemek imkansız.

Maçı uykulu uykulu izliyordum, gerçi Lebron uyku bırakmadı. Maç bitince 1 saat kadar uyuyup kalktığımda rüya olduğunu bile düşündüm o uyku sersemliğiyle, istatistiklere tekrar baktım, doğruydu. TD Garden'da, adeta tek başına bunu yapmak, 45 dakika oynayarak hem de, çok moralli bir takıma karşı hem de, çok zor. İmkansız. Jordan yapmıştı, Tanrı sahaya inmişti o zaman. Şimdi de James. Anlatacak kelime yok, efsane bir maç, efsane bir performans, efsane bir istatistik. Harikaydı.

İşte James'in tüm 45 sayısı:


İlk devre 30 sayı atıyor, üçüncü çeyrek 11. Son çeyrek 4. Eğer sayılarla derdi olsaydı, 50 sayıyı çok rahat geçerdi ama takımını oynatmayı seçti son çeyrekte. Hala inanamıyorum bu performansa.


Geceden İlginç Bilgiler:

1) Lebron James Wilt Chamberlain'den sonra bir play-off maçında 45+ sayı 15+ ribaund 5+asist yapan ilk oyuncu oldu.

2) Lebron James ilk yarıda 30 sayı atarak play-off kariyerinde ilk yarıda en çok sayı attığı maçını oynadı.

3) Lebron James Kareem-Abdul Jabbar'dan sonra Boston Celtics potalarına play-offlarda üst üste en az 8 maç 25+ sayı bırakan ilk oyuncu oldu.

4) Boston Celtics Big Three'si Paul Pierce Kevin Garnett ve Ray Allen dün gece toplam 31 sayıda kalarak bir araya geldikleri 2007-2008 sezonundan beri ilk defa bir play-off maçında bu kadar düşük sayıda kaldılar. En düşük sayıda kaldıklar 5 tane maçın 4ü ise Lebron James'e karşı oynadıkları maçlardı.

5) Boston Celtics 1974ten beri deplasmanda "7. maç" kazanamadı.


Şimdi de kısaca röportajlara bakalım:


Lebron James: "Böyle bir ortamda ve durumda çok büyük bir performans sergilemek istersiniz. O sahada arkadaşlarım için oynamak istedim, oyunun akışı esnasında olanlar önemli değildi."

Kevin Garnett: "Şimdiye kadar hiç bir şey kolay olmadı. 7. maçta da neler olacağını bilemeyiz. Kartlarımızı ortaya koyacağız ve oynayacağız, savaşacağız."

Dwyane Wade: "James inanılmaz oynadı. Maçın başından itibaren oyuna kilitlendi, onu hiç bir zaman bu kadar konsantre görmemiştim. İsabet bulduğu şutlar mükemmeldi, çok zorlardı. Tam bir MVP performansı ortaya koydu."



Eric Spoelsta: "Lebron bu gece kesinlikle çok korkusuzdu. Bu bütün takımı da havaya soktu. Son 2 gündür davranışları ve kararlılığı müthişti, tüm takım da aynı duruşu sergiledi."

Rajon Rondo: "Lebron bütün gece çok rahat oynadı. Bir türlü durduramadık."

Doc Rivers: "Umarım Lebron'un büyük maçlarda oynayamadığı konusunda konuşmayı bırakırsınız artık. Bu gece muhteşemdi. Ama şimdi bunu unutmalı ve 7. maça odaklanmalıyız."

Röportajlar bu kadar, NBA'de bu gece maç yok. Bir gece sonra 7. maç heyecanı yaşanacak.



Play-offlardaki istatistik liderlerine bir göz atalım:

Sayı: 30.8 (Lebron James), 30.0 (Kobe Bryant), 27.8 (Kevin Durant)
Ribaund: 13.6 (Josh Smith), 11.2 (Roy Hibbert), 11.1 (Andrew Bynum)
Asist: 11.8 (Rajon Rondo), 7.9 (Chris Paul), 7.1 (Mike Conley)
Blok: 3.3 (Serge Ibaka), 3.1 (Roy Hibbert), 3.1 (Javale McGee)
Top Çalma: 3 (Jason Kidd), 2.7 (Chris Paul), 2.4 (Rajon Rondo)
Top Kaybı: 3.9 (Chris Paul), 3.8 (Carlos Boozer), 3.8 (Rajon Rondo)

Not: Sayfanın üst yan tarafında gördüğünüz anketimize oy vermeyin unutmayın.

Blog yazarına ulaşmak için: " http://twitter.com/#!/eraykskci "

Gün içerisinde sorularınızı ve önerilerinizi bu twitter adresinden bana ulaştırabilirsiniz. NBA ile ilgili paylaşmak istediğiniz fikir ve yorumlarınızı da ulaştırırsanız (serilerin yorumu gibi), blogda isminizle yayınlanacaktır. Herkese iyi günler.

10 Mayıs 2012 Perşembe

1976 NBA Finalleri: Suns - Celtics

1976 NBA Finalleri. Phoenix Suns ile Boston Celtics karşı karşıya. Maç oldukça çekişmeli, seri 2-2. Maç Boston'da. Maçın normal süresi berabere bitiyor, ilk uzatmalar da beraberlikle sonuçlanıyor. Maçın ikinci uzatmalarının son 20 saniyesi ise NBA tarihine altın harflerle kendini yazdırıyor. Gelin o 20 saniyeyi tekrardan yaşayalım:

***Son 20 saniyeye  girilirken skor 109-106 Celtics lehine. O zamanlar üçlük yok.
***Suns adına Dick Van Arsdale köşeden attığı bir şutla skoru 109-108e getiriyor.
***Celtics pota altından topu John Havlicek'e çıkarıyor; fakat Suns adına Paul Westphal bir anda ortaya çıkıp Havlicek'ten topu çalıyor. O hızla tam saha dışına çıkacakken topu son anda Van Arsdale'e atıyor, o da Curtis Perry'e çıkarıyor. Perry şutu kaçırıyor.
***Havlicek tekrar ribaundu alıyor; fakat bu sefer de Curtis Perry'e topu kaptırıyor. 6 saniye kala Perry takımı Suns 109-110 öne geçiriyor. Böyle biterse Suns seriyi 2-0dan 2-3e getirecek.
***Top sahanın ortasından oyuna sokuluyor moladan sonra. Havlicek topu alıyor, ilerliyor ve şutunu kullanıyor. Basket! Maç bitiyor, bütün taraftarlar bir anda sahaya giriyor, ortalık karışıyor. Herkese sevinç hakim. 111-110 kazanıyor Celtics. Celticsli oyuncular soyunma odasına gidiyor. Sonra bir anda inanılmaz bir karar alınıyor hakemler tarafından, gerçekten büyük cesaret. Hakemler maçın bitmediğini ve atıştan sonra 1 saniye kaldığına hükmediyor. Peki karar doğru muydu, evet. Hatta 2 saniye vardı. Celticsli oyuncular geri çağrılıyor, taraftarlar tribüne yollanıyor. Her şey yeniden başlıyor.
***Suns kendi pota altından topu oyuna sokacak ama sadece 1 saniyeleri var. Paul Westphal inanılmaz bir zeka örneği göstererek Suns adına mola istiyor, Suns'ın mola hakkı kalmadığı için teknik foul alıyor. Bu da Celtics'e bir serbest atış hakkı kazandırıyor; ancak Suns için de kendi pota altından değil de sahanın ortasından başlama hakkı veriyor. Celtics'ten Jo Jo White serbest atışı sayıya çeviriyor, skor 112-110a geliyor.
***Bu esnada da Suns oyun planını çiziyor (tabi o esnada Celticsli tarafltarlar sözlü saldırıda bulunuyor), mucize için beklemeye geçiyor. Curtis Perry topu sahanın ortasından oyuna sokuyor, Garfield Heard topu alır almaz potaya dönüp şutunu çıkarıyor. Basket! Garden sessizliğe bürünüyor. Maça eşitlik geliyor, 112-112!
*** Üçüncü uzatmalarda ise Celtics 128-126 kazanıyor ve 3-2 öne geçiyor.

Serinin 6. maçında Suns'ı 87-80 deviren Celtics NBA şampiyonu oluyor. Bu 5. maç da NBA tarihine geçiyor. Rick Barry, ki kendisi Hall Of Fame'e seçilmiştir, bu maç ile ilgili "Hayatımda izlediğim en iyi maçtı." yorumunu yapıyor. 4 Temmuz 1976 akşamı yapılan bu maç NBA'in en unutulmazları arasında yerini alıyor.


İşte maçın kısa bir özeti:


Bu da maçın ikinci uzatmasının son 5 saniyesi:




Ulaşmak için: " http://twitter.com/#!/eraykskci "

Gün içerisinde sorularınızı ve önerilerinizi bu twitter adresinden bana ulaştırabilirsiniz. NBA ile ilgili paylaşmak istediğiniz fikir ve yorumlarınızı da ulaştırırsanız (serilerin yorumu gibi), blogda isminizle yayınlanacaktır. Herkese iyi günler.

9 Mayıs 2012 Çarşamba

Michael Jordan'ın Rekorları




1) NBA Finallerindeki en yüksek sayı ortalaması: 41.0 (1993)
2) En yüksek normal sezon kariyer ortalaması: 30.1
3) En yüksek play-off kariyer ortalaması: 33.4
4) En çok "sezonun en yüksek sayı ortalaması ile oynayan oyuncusu" ödülü: 10 kez
5) Üst üste en çok "sezonun en yüksek sayı ortalaması ile oynayan oyuncusu" ödülü: 7 kez
6) Bir play-off maçında ulaşılan en yüksek sayı: 63 (20 Mayıs 1986, Celtics karşısında)
7) NBA Finali MVP'si ödülünü en çok kazanma: 6 kez
8) NBA'in en iyi savunma 5ine en çok seçilme: 9 kez
9) Play-offlarda en fazla sayı: 5987
10) Play-offlarda en fazla şut denemesi: 4497
11) Play-offlarda en fazla serbest atış isabeti: 1463
12) Üst üste en çok 10+ sayı atma: 866 maç
13) Smaç yarışmasında üst üste en çok şampiyonluk: 2 kez
14) Bulls tarihinin normal sezonda en çok sayı atan oyuncusu: 29,277
15) Bulls tarihinin normal sezonda en yüksek kariyer sayı ortalaması ile oynayan oyuncusu: 31.5
16) Bulls tarihinin en çok şut kullanan oyuncusu: 21686
17) Bulls tarihinin en çok şut isabeti bulan oyuncusu: 10962
18) Bulls tarihinin en çok serbest atış kullanan oyuncusu: 8115
19) Bulls tarihinin en çok serbest atış isabeti bulan oyuncusu: 6798
20) Bulls tarihinin en çok maç oynayan oyuncusu: 930
21) Bulls tarihinin en çok dakika alan oyuncusu: 35887
22) Bulls tarihinin en çok savunma ribaundu alan oyuncusu: 4289
23) Bulls tarihinin en çok ribaund alan oyuncusu: 5836
24) Bulls tarihinin en çok asist yapan oyuncusu: 5012
25) Bulls tarihinin en çok top çalan oyuncusu: 2306
26) Bulls tarihinin en çok top kaybeden oyuncusu: 2589
27) All-star tarihinin en çok şut kullanan oyuncusu: 233
28) All-star tarihinin bir maçta en çok şut deneyen oyuncusu: 27
29) All-star tarihinin bir maçta en çok şut isabeti bulan oyuncusu: 17
30) All-star tarihinin en çok top çalan oyuncusu: 37
31) En çok "bir sezonda en çok sayı atan oyuncu" olma rekoru: 11
32) En çok sezon 30+ sayı ortalaması tutturma rekoru: 8
33) En çok maçta 30+ sayı atma rekoru: 561
34) NBA tarihinin en yaşlı "bir sezonda en yüksek sayı ortalaması tutturan oyuncusu": 35 yıl, 61 gün. (97-98 sezonu)
35) Bir maçta 50+ sayı atan en yaşlı oyuncu: 38 yıl, 315 gün. (29 Aralık 2001 vs Hornets, 51 sayı)
36) Bir maçta 40+ sayı atan en yaşlı oyuncu: 40 yıl, 4 gün (21 Şubat 2003 vs Nets, 43 sayı)
37) Bir sezonda en çok şut kullanma sayısuna en çok ulaşan oyuncu: 10 kez
38) Üst üste en çok sezonda "ligin en çok şut isabeti bulan oyuncusu" olma: 7 kez
39) En çok sezonda "ligin en çok şut isabeti bulan oyuncusu" olma: 9 kez
40) Bir devrede en çok serbest atış isabeti: 20 (30 Aralık 1992 vs Heat, ikinci devre)
41) Bir devrede en çok serbest atış kullanma: 23 (30 Aralık 1992 vs Heat, ikinci devre)
42) En çok sezonda "ligin en çok top çalan oyuncusu" olma: 3 kez
43) Bir devrede en çok top çalma rekoru: 8 (9 Kasım 1988 vs Celtics, ilk devre)
44) Bir çeyrekte en çok foul yapan oyuncu: 6 (31 Ocak 1989 vs Pistons, son çeyrek)
45) Play-off kariyerinde en çok 50+ sayı atan oyuncu: 8 kez
46) Play-off kariyerinde üst üste en çok 50+ sayı atan oyuncu: 2 kez (28 Nisan-1 Mayıs 1988 vs Cavs)
47) Play-off kariyerinde en çok 40+ sayı atan oyuncu: 38 kez
48) Play-off kariyerinde en çok 30+ sayı atan oyuncu: 109 kez
49) Play-off kariyerinde en çok 20+ sayı atan oyuncu: 173 kez
50) Play-off kariyerinde üst üste en çok 20+ sayı atma: 60 kez
51) Play-off kariyerinde üst üste en çok maç 10+ sayı atma rekoru: 179 kez (toplamda da 179 maç oynamıştır)
52) Bir play-off sezonunda ulaşılan en yüksek sayı: 759 (1992)
53) Bir play-off serisinin tamamında 35+ sayı atma rekoru: 2 kez (1988, 5 maçlık Cavs serisi) (1990, 5 maçlık Sixers serisi)
54) Bir play-off serisinin tüm maçlarında 30+ sayı atma rekoru: 7 kez
55) 3 maçta biten bir seride en çok sayı atma rekoru: 135 (vs Heat)
56) 5 maç süren bir seride en çok sayı atma rekoru: 226 (vs Cavs)
57) 3 maç süren bir seride en çok şut isabeti rekoru: 53 (vs Heat)
58) 5 maç süren bir seride en çok şut isabeti rekoru: 86 (vs Sixers)
59) 6 maç süren bir seride en çok şut isabeti rekoru: 101 (vs Suns)
60) Bir play-off maçında en çok şut isabeti rekoru: 24 (vs Cavs)
61) Bir play-off maçında üst üste en çok şut isabeti rekoru: 13 (vs Lakers)
62) Bir play-off maçının bir devresinde en çok şut deneme rekoru: 25 (vs Cavs)
63) Play-offlarda en çok serbest atış isabeti bulan oyuncu: 1463
64) Bir play-off maçının bir çeyreğinde en çok serbest atış isabeti: 13
65) 6 maçlık bir NBA Finali serisinde en çok sayı atma rekoru: 246 (vs Suns)
66) Bir NBA Finali serisinde üst üste en çok 40+ sayı atan oyuncu: 4 kez (vs Suns)
67) NBA Finali serilerinde üst üste en çok 20+ sayı atma: 35 (Zaten NBA Finallerinde toplamda 35 maç oynadı)
68) Bir NBA Finali serisinin tüm maçlarında 30+ sayı atma: 6 maç (vs Suns)
69) Bir NBA Finali serisinin bir maçının bir devresinde en çok sayı atma: 35 (3 Haziran 1992, vs Portland)
70) Bir NBA Finali serisinde en çok şut isabeti rekoru: 101 (vs Suns)
71) Bir NBA Finali serisinin bir maçının bir devresinde en çok şut isabeti rekoru: 14 - 2 kez (vs Portland, vs Suns)
72) Bir NBA Finali serisinin bir maçının bir çeyreğinde en çok serbest atış isabeti rekoru: 9 (11 Haziran 1997 vs Utah)
73) 5 maçlık bir NBA Finali serisinde en çok top çalma rekoru: 14 (vs Lakers)
74) Bir All-star maçının bir devresinde en çok blok: 4 (1988)
75) Bir guard tarafından ulaşılan en yüksek blok sayısı: 893
76) Bir guard tarafından bir sezonda ulaşılan en yüksek blok sayısı: 131
77) NBA tarihinde takımının bir sezonda 4 farklı istatistik alanında da lideri olan tek çaylak: Sayı-Ribaund-Asist-Top Çalma
78) Bir NBA sezonunda 3000+ sayıyı geçen iki oyuncudan biri.
79) NBA tarihinin bir sezonda 200+ top çalma 100+ blok yapan ilk oyuncusu.
80) NBA tarihinin en az 2 sezonda 200+ top çalma 100+ blok sınırını aşan tek oyuncusu.
81) NBA tarihinin aynı sezonda hem en skorer oyuncusu olan hem de yılın savunma oyuncusu seçilen tek oyuncusu.
82) NBA tarihinin aynı sezonda hem en değerli oyuncu hem de yılın savunma oyuncusu ödülünü alan ilk oyuncusu.
83) NBA tarihinin bir sezonda hem sayı hem top çalma kralı olan ilk oyuncusu.
84) NBA play-off tarihinin en çok blok yapan guard'ı: 158
85) NBA play-off tarihinde tüm kariyeri boyunca her maçta 15+ sayı atan tek oyuncu: 179 kez
86) NBA All-Star tarihinin triple-double yapan ilk oyuncusu

Jordan'ın rekorları kadar ikincilikleri, üçüncülükleri ve dördüncülükleri de kariyerinde önemli yer tutmaktadır. Fakat ben burada sadece lider olduğu alanları yazdım. Faydalı olması dileğiyle, kaçırdığım bilgiler varsa buraya yorum olarak atabilirsiniz.

Ulaşmak için: " http://twitter.com/#!/eraykskci "


Herkese iyi günler.




8 Mayıs 2012 Salı

The Shot



"The Shot". NBA'in gelmiş geçmiş en ünlü kavramlarından biri. Çünkü gelmiş geçmiş en mükemmel son saniye basketlerinden birini temsil ediyor. Tarihin donup kaldığı anlardan birini hatırlatıyor. Jordan'ın neden Jordan olduğunu anlatıyor. "The Shot"a kulak verin.

1989 NBA play-offları, dönemin güçlü ekibi Cleveland ile Jordan'lı Bulls eşleşiyor. Daha ilk tur. Cavs 3. sıradan girmiş play-offa, 82 maçın 57sini almış. Bulls ise 6. sıradan, onlar da 47 maç almış. Seri inanılmaz çekişmeli geçiyor, iş son maça kalıyor. Durum 2-2. O zamanlarda ilk turda 3 olan taraf tur atlıyor. Diğer turlarda 4 maç kazanma koşulu var.

Maç Ohio'da. Coliseum At Richfield stadı tamamen dolu. 20,273 taraftar coşkuyla bağırıyor. Kazanan turu geçiyor, Cavs iddialı. Maç devam ediyor. Tüm stada büyük bir heyecan hakim. Bitime 6 saniye kala Jordan takımını 98-99 öne geçiriyor. Ardından da Cavs atağında Craig Ehlo topu Larry Nance'a çıkarıyor, sonra geri alıyor. 3 saniye kala basketi yapıyor. Skor 100-99. Nefesler tutuluyor, Bulls molada.

Mola dönüşü Bulls oyuna sokmak için hazırlanıyor topu. Jordan'ı Ehlo ve Nance tutuyor. Ama Jordan ikisinden de kurtuluyor. Sonra ne mi oluyor, spikerlerden dinleyelim:

Bulls Radyosu - Jim Durham: "Kenardan çıkarılan pas Jordan'a geliyor. Şimdi Michael foul çizgisinde, Ehlo'nun üzerinden şutunu çıkarıyor... Basket! Bulls kazandı! Kazandılar! Cleveland'ı hayal kırıklığına uğrattılar! Jordan foul çizgisinden isabeti buldu! 101-100! 20,273 kişi dondu kaldı. Jordan Craig Ehlo'nun üzerinden attığı buzzer-beater ile 44 sayıya ulaştı. İki takım da inanılmaz bir seri oynadı. 16 yıllık NBA maceramda bu, gördüğüm en iyi seriydi!"

CBS - Dick Stockton: "Sellers Jordan'a attı pası. Jordan'ın 2 saniyesi var, kullanıyor, basket! Son saniyede! Jordan Bulls'a maçı getirdi!"

Cavs Radyosu - Joe Cait: "Bakıyor, bakıyor. Jordan'a verdi pası. Jordan foul çizgisine doğru gidiyor. Şutunu çıkarıyor. Basket! Maç bitti! Bulls kazandı. Jordan foul çizgisinden attığı buzzer ile Cavaliers'ı yendi! 101-100!"

Bu basketin bir diğer özelliği de Michael Jordan'ın play-offlarda attığı ilk buzzer-beater olması. O mükemmel kariyeri için harika bir kilometre taşı. Bu şut Jordan'ın Bulls'unun devrinin başladığını gösteren şut.

Bu seriden 4 yıl sonra, yine bir Cavs-Bulls eşleşmesinde Jordan yine bu sahada son maçta buzzer atmış ve seriyi takımının 4-0 almasına yardımcı olmuştu.

Bulls bu sezon play-offlarda Doğu Finali'nde Pistons'a 4-2 kaybederek elenmişti.


Ulaşmak için: " http://twitter.com/#!/eraykskci "